Beyaz Yakalıyken İstifa Edip Danışman Olmak; Cesaret mi, Hesap mı?

Son yıllarda özellikle tecrübeli beyaz yakalılar arasında aynı cümle sık duyuluyor; “Artık kendi işimi yapacağım”. Kurumsal hayattan çıkıp kendi şirketini kurarak danışmanlık yapmak, dışarıdan bakıldığında özgürlük, esneklik ve yüksek kazanç vaadi gibi durur. İçeriden bakıldığında ise bu karar; cesaretten çok doğru hesap meselesidir.

Bu yazı, istifa dilekçesini yazmadan önce durup düşünenler için.

Bir şirkette 15 yıl çalışıp eğitimine tecrübe katmış olmak iyi bir yönetici, güvenilir bir çalışan, kurum içinde saygın bir figür olduğunuzu gösterebilir… hatta kesinlikle gösterir. Ama danışmanlık dünyasında ilk sorulan “Bunu kaç defa tek başına yaptın, ne büyüklükte yaptın” soruları bize danışmanlıkta ünvanın değil, sonucun prim yaptığıdır.

En sık yapılan hata: “Nasıl olsa iş bağlarım” kafasıdır. Kurumsal hayatta maaş garanti olarak her ay yatar, performansınızdan bağımsız bir asgari güvenlik sağlar. Evet, işini kaybetme riski hep vardır ama kokusu aylar öncesinden gelir ve sizi hazırlar.

Danışmanlıkta ise, aybaşında kimse hesabınıza bir para yatıracağını garanti etmez. Hatta birilerine siz garanti vermek zorunda kalırsınız.  Gelir her zaman düzensizdir. Başlangıç sürecinde, çoğu zaman aylarca sıfıra yakındır, hazır bir referans yoksa telefon çalmaz. Bu da sizi karamsarlığa iter.

Kaba ama gerçek soru; İlk 6 ay hiç fatura kesemesem ne olur? Bu soruya net cevabınız yoksa, istifa erken olabilir. Ama bir söz vardır; “hemen olmaz, ama vazgeçersen hiç olmaz”.

“Ben Uzmanım” Yetmez, “Beni Kim Alır?” sorusunun cevabı lazım.

 Birçok beyaz yakalı danışmanlığa şöyle başlar: “Ben bu işin uzmanıyım”. Piyasa ise şöyle sorar: “ben sana ne ödeyeceğim, sen bana ne kazandıracaksın”. Danışmanlık özgeçmiş değildir, PowerPoint sunumu değildir, ünvan hiç değildir. Eskiden güven işiydi, bugünlerde ise nakit işi.

 Güven genellikle daha önce birlikte çalışılmış yöneticilerden, aynı sektördeki eski temaslardan, somut başarı hikâyelerinden gelirdi; nakit ise bambaşka bir yerden geliyor: ölçülebilir sonuçtan, kısa vadede görünen etkiden ve faturanın karşılığını hızlıca ispat edebilme becerisinden. Bugünün danışmanı ilişkiyi anlatmaz, tabloyu gösterir; niyet satmaz, çıktı satar. Çünkü artık kimse “iyi niyetle denedik” lüksüne sahip değil.

İstifa edip şirket kuran birçok beyaz yakalı bazı gerçeklerle geç tanışır; vergi dairesi, muhasebe, sözleşmeler, tahsilat problemleri adres, tebligat, yoklama… danışman olursunuz ama aynı anda:

Satışçı, muhasebeci, tahsildar ve operasyon sorumlusu olursunuz. Bu nedenle başlangıçta düşük maliyetli ve devletle problem yaratmayacak bir şirket altyapısı hayati önemdedir.

Evden çalışmak romantiktir ama romantizm ilk yoklamaya kadardır. Tebligat yönetimi ve kurumsal algı konularında ev adresi her an dezavantaja dönüşebilecek bir risktir. Basit bir icra ihtarnamesinin siz yokken eşinize tebliğ edildiğini düşünün… bence düşünmeyin bile, danışmanlık yapanlar için sanal ofis, profesyonel adres, sekreterya ve evrak takibi başlangıçta en az riskli çözümdür.

Kurumsalda her zaman bir ekip, yöneticiler ve sistem vardır. Danışmanlıkta ise kararlar yalnız alınır. Bu yüzden başarılı danışmanların çoğu benzer profillerle temas hâlinde, güvendiği çözüm ortaklarıyla çalışır, operasyon yükünü paylaşır.

Yukarıda yazılan risklere hazırım diyemiyorsanız henüz istifa etmek değil, hazırlanmak zamanı olabilir. Danışmanlık, beyaz yakalılığın bir üst seviyesi değil; başka bir oyundur. Doğru zamanda, doğru hazırlıkla yapıldığında özgürleştirir. Yanlış zamanda yapıldığında ise yıpratır. İstifa dilekçesini yazmadan önce bir kez daha düşünmek, korkaklık değil; akıldır.

Bu yazı deneyim paylaşımıdır; hukuki veya mali danışmanlık niteliği taşımaz.